-
-
kızın biri yorum olarak 'ben azdığım zamanlar genelde başka bişey düşünmeye çalışıp konuyu unutuyorum' dedi. Bu tür bekaretini evlenene kadar korumak isteyen kızlar siz isteklenince nasıl geçiştiriyosunuz? (erkekleri biliyoruz, onlar cevap vermesin)
ben kirişlere sürtünüyorum.
-
Jedi siktim.
-
son yazında Duygu Özpolat fotoğraflarının önünde c (copyright) var, o logoyu gerçekten belli bir yere kayıt, patent işlemi gerçekleştiğinden mi koyuyorsun yoksa bir nevi korkuluk etkisi olsun, şanımız yürüsün anlayışımı hakim?
Copyright işareti eserlerin yanına "belli bir yerde kayıt, patent(?) işlemi gerçekleştirildiği" için konulmaz. Korkuluk etkisi olsun diye de konulmaz...
Benim günlüğümdeki yazılar ve fotoğrafların bana ait olanlarının tamamı Creative Commons ile lisanslı (orada kenarda yazıyor). Fakat sahibinin ben olmadığım eserlerin lisansının ne olduğunu bilmediğim için, copyright sembolü yardımı ile kullanım/lisans bilgisinin nereden alınabileceğine dair yol gösteriyorum. Ama şu sorunun "bu mu yoksa bu mu" diye sunduğu alternatiflere bakınca görüyorum ki mevzu hakkında hiçbir fikri olmayan en az bir kişi varmış. Eh, peki madem:
Copyright sembolü çoğu durumda "eğer bu eseri alıp sahibinin onaylamayacağı bir şekilde kullanırsanız -eğer canı isterse- iflahınızı sökecek kişinin adı hemen sağ tarafta yer alıyor" alamına geliyor. Aynı metni "bu eseri bu ortamda görmüş olabilirsiniz, fakat bu eserin başka medyalarda nasıl kullanılabileceğine dair karar verme yetkisi bu ortamda değil, dolayısıyla eğer kopyalayıp bir yerlere yapıştırmak istiyorsanız, ve bunu yapmanızın önünde bir engel olup olmadığını öğrenmek filan istiyorsanız muhatabınız hemen şu sağdaki isim" olarak okumak da mümkün.
Bu da eseri korumaktan ziyade o eserle bir şeyler yapmak isteyebilecek kişilere gösterdiğim bir 'nezaket'.
Neden nezaket? Çünkü mesela birisi o eseri kopyalarsa, sonra mesela o eseri bir kitabının kapağına basarsa, olmaz ya, Duygu bunu görüp sinir olursa, fikir ve sanat eserleri kanununun kendine tanıdığı hak ile yayın evine dava açarsa eninde sonunda şu olur: bilirkişi mahkemeye "orijinal dijital kopyalar Duygu Özpolat'ta" diye rapor verir, davalı izinsiz kullanımdan ötürü hak sahibine çuval tazminat ödemek zorunda kalır. Üstüne Duygu Özpolat isterse kitabın fotoğraflı baskısını piyasadan toplattırır. "Bizim gördüğümüz yerde copyright bilgisi yoktu" demek de kimseyi kurtarmaz (bkz: sanat eserlerinin korunması konusunda kabul gören Bern Konvansiyonu).
Özetle, copyright sembolünün eserin kalitesi ya da birilerini korkutma ile ilgisi yok. "Şanımız yürüsün anlayışı"ndan ziyade "günlüğümde yer verdiğim ve bana ait olmayan fotoğraflardan farklı şekilde faydalanmak isteyebilecek olan diğer kişilerin işi kolaylaşsın anlayışı" söz konusu.
Copyright sembolü = "vallahi sahibi bu, seviyorsan git konuş abi" sembolü. -
tam bir eziksin lan.bu dikkat çekme çabalarından vazgeç artık.vasatın altındasın bir de entelektüelim diye geziyorsun.of tam sirk.sinemayla ilgilenip iki kitap okuyan adam entelektüel oluyor zaten değil mi?hahah
aslinda benjamin'le -peret- bagel yerken bu konu uzerinde tartismistik. o bagel'ini somonlu ve krem peynirli seviyor hani su klasik olanlardan, ama sabah yiyeceksen bence baconli yemelisin. neyse konuya donecek olursak, peret diyordum... sanirim 18 yy fransasinda, yani hani su felsefenin aydinlanma cagi dedikleri zirva donem, marquis de sade'dan baska sair cikmamis, ben demiyorum bunu tabi peret diyor, benjamin. sonra hepimizi panopticona koyuyorlar, voyeurism ne demek iste o zaman anliyoruz. hissediyoruz belki de... izleniliyoruz yani ama bilmiyoruz. tarkovsky'de mainstreem sinemaya el atmis, noe uyusturucuyu birakmis, tier'de zentropa'daki havuzda ciplak yuzuyormus hep, orada calismis bir danimarkali arkadasim var da o soyledi, golf arabasiyla geziniyormus bir de surekli... surekli de konudan uzaklasiyorum... peret, breton, ben oturuyoruz, peret diyor kadin dogulmaz kadin olunur, ben diyorum ki peret'cim o soylendi, peret diyor ki yok daha soylenmedi beauvoir benden sonraki donem, bir eksik bir fazla fark etmez tabi, ikinci siseyi actiriyoruz, breton'un yanaklar kizarmis hafiften, ne hazirliklar var diyorum, soz etmeyin bana bogurtlen desenli duvar kagidindan diyor, anlamiyoruz... sonra elsa geliyor, gozleri gercekten aragon'un dedigi kadar var, hindistan cevizi kokuyor.
sanirim dikkat cekme cabalarimdan vaz gecemeyecegim:( -
http://www.courrierinternational.com/article/2011/12/07/des-yeux-bling-bling mücevherli lens yapmışlar.sen de bi tane almak ister miydin?
birincisi gerçekten korkun. üç harfliler musallat oldu diye yatıra bağlarlar adamı. ikincisi bu memlekette gözünü oyarlar şu lens için.
-
Uyumuş musundur?
Hiç unutmam.
8 yaşındayım, bekaretimi atari salonlarına teslim ettiğim ilk yıllar. Storm'un kombolarını yapabiliyorum ama SF'da hala Blanca dönemindeyim.
Mahallede Nuri diye bir arkadaşım var, tam çaprazımızda oturuyorlar. Kavruk bir çocuk. Boynunda da sürekli evin anahtarı asılı çünkü annesi hep dışarıda. Kendi soranlara şarkıcı diyor ama biz biliyoruz ki annesi orospu. Ama asla konuşmuyoruz, 8 yaşımda çok olgun paktlara imza atıyordum. Neyse biz bir gün, sebebini hatırlamıyorum ama, temiz bir dalaştık. Bu benim kolumu ısırdı ben de buna orospuçocuğu dedim. Çekti gitti, küstü. Ben de o zamanlar tavşan besliyorum. Aze. A tribute to Kızılırmak. Barışalım diye tavşanı buna verdim, al lan dedim. Biraz oyna, akşam geri alırım. Sevindi bu. Bir saat kadar sonra koşarak Sefa geldi;
-Nuri tavşanını kesti arsada, pişirecekler şimdi.
Arsaya koştum canım burnumda, bir koca şarjörü üzerine boşalttım. Bir koca şarjör boncuğu. Ölmedi.
Orospuçocuğu ölmedi. -
84 doğumlu olup hala bakire olanlar var buna inanabiliyor musunuz?
Evet 84 doğumlularda öyle bi semptom ile karşılaştık. Yalnız bi sonraki modellerimiz çok iyi çalışıyor. Çatır çatır mübarek. Pancar motoru gibi. Ta Tak Tatak. Heyyyt goççum 85 liler. Hanimiş benim tırtılım. hanimiş benim sincabım.
-
Eğer twitterdeki profil resmindeki sen isen sana aşık oldum desem?
Eğer twitter'daki profil resmindeki sensen gel profilinin başına geç. Yok eğer twitterdaki profil resmindeki bensem sana emrediyorum siktir git.
-
Eşcinsellik ölüm müdür?
İnsan insanı öpüyorsa, her türlüsü mübahtır.
-
öldüğünde yakılmayı ister miydin?
sikilmeyi isterim bi de onu tatmış olmak lazım bu dünyada. yaşarken pek olacak gibi durmuyo.
artemis’s Bio
Var olmak ağır iş, başka iş istemem.












Loading...








































