-
-
Şurada belirttim: http://www.formspring.me/hkubra/q/332692023280695283
Survey türü başka şunlar da var: http://www.islamawareness.net/FamilyPlanning/Abortion/abortion3.html http://www.religiousconsultation.org/family_planning_in_Islam_by_Shaikh_p4.htm http://www.darusselam.com/fkh/91-kuertaj-ve-gurre.html
Aklıma şu anda başka gelmiyor ama genel olarak "mezheplerde kürtaj" diye aratırsanız survey çalışmaları çıkar. "Çoğunluk" demeyi ben de sevmiyorum pek böyle tartışmalı konularda; kullanacağım zamanda da olumsuzluğun çoğulunu tercih ediyorum: "çoğunluk haram görmez" demek ile "çoğunluk helal görür" demek arasında fark var - çoğunluk helal görmüyor, çoğunluk ihtilafta farklı birçok görüş belirtiyor ama bu görüşlerin çoğu "haram" olmayan farklı izin dereceleri. Bu sebeple "çoğunluk haram görmez" diyorum.
Açıkçası, böyle bir konuda bence çoğunluğun ne dediği de çok mühim değil; ahlâken gri ve binlerce fikrin dolaştığı bir tartışmada, çoğunluğun dediği illâ ki doğru olan değildir. Çoğunluğun ne dediğinden ziyade her farklı savın kendisi değerlendirilmelidir kaynaklarla karşılaştırılarak; her birimiz de kendi vicdânımız ve aklımızı devreye sokup analiz etmeliyiz bu fetvaları. Azınlıkta da olsa bir görüş çoğunlukta da olsa fark etmez; birey en ahlâklı ve mantıklı bulduğu görüşü tercih etmelidir diye düşünüyorum. -
Pardon, ilkini sonra gördüm. Alıntıladığınız şahıs neye dayanarak böyle bir ifadede bulundu bilmiyorum; belki "caiz" ile "mekruh" arasında bir ayrım yaparak böyle bir ifadede bulundu. Fakat ne sebeple olursa olsun bu ifadesi yanlış. Hanefîlerin çoğunluğunun mekruh gördüğünü vs. hesaba katarak, belki "caiz görmek" sözcüğünü tercih etmemek anlaşılabilir fakat şu kesindir: İslam hukukçularının çoğunluğu döllenmeden itibaren kürtajın haram olmadığını savunur; farklı zaman dilimlerine kadar caiz veya mekruh bir statüde yapılabileceğini söyler. Bazısı çeşitli şartlar arar, bazısı hiçbir şart aramaz. Hanefîlerde bu zaman dilimindeki çoğunluk görüş 120 gün, Hanbelîlerde çoğunluk görüş 40 gün, Malikî ve Şafiîlerde ise tartışmalıdır fakat döllenmeden itibaren kürtajın caiz olmadığı düşüncesi ilke 40 gün sınırı kayda değerdir. Bir şeyin "haram" kılınması ile "caiz olmaması" da aslında birebir aynı değildir; örneğin, döllenmeden hemen sonra caiz olmadığını söyleyen bazı alimler cenin insan sayılana kadar bunu cinâyet ile bir tutmaz (aşağıdaki notuma göz atarsanız). Hangi klasik alimler ne demiş merak ediyorsanız detaylı ve kaynaklı bir tasnifi şurada görebilirsiniz: http://www.suleymaniyevakfi.org/fitrat-ve-tip-arastirmalari/ana-rahminde-cenine-ruh-uflenmesi.html (bu yazının yazarı kendisi kürtajı belirli hâller dışında uygun görmeyen birisi fakat detaylı açıklama yapıyor farklı mezhepleri anlatarak... )
Kürtaj konusunda "çeşitli durumlarda", "çeşitli sürelere kadar" kürtajın haram olmadığı düşüncesi yaygındır diyorum ben. Bazıları bu durumları fazla sınırlarken, diğerleri daha geniş ve hatta şartsız tutmuştur. Bazıları bu süreleri çok kısıtlarken, diğerleri çok daha geniş tutmuştır. Bazıları mekruh derken, diğerleri mutlak caiz demiştir. Cenin insan sayılana kadar da kürtaj "mutlak haram" diyenler ise azınlıktadır. Ayrıca, ceninin öldürülmesinden cinâyet diye bahsetmek biraz sorunlu; zira cinâyet dediğimizde biz Kur'an'da yasaklanan ve kısas hakkı doğuran suçu anlıyoruz. Oysa ki kürtaj konusunda en katı düşünen alimler bile 'genellikle' bunu Kur'an'da yasaklanan cinâyet ile bir görmemektedir; nitekim bu sebeple "gurre" diye bir terim ve vaka var fıkıhta. Merak ediyorsanız araştırabilirsiniz, "kürtaj ve gurre" diye aratmanız yeterli. -
Pek bir düşüncem yok; bildiğim bir parti diyemem.
-
AKP hiç bu kadar adaletsiz ve milliyetçi olmamıştı; ben zaten onlardan aman çok özgürlükçü bir tavır beklemiyordum ki bu sebeple genel muhafazakârlıklarını örtüyordu kalkınma konusundaki olumlu tavırları ve pekâlâ kötünün iyisi olarak oy verilebilecek bir partiydi. Birçok güzel işi de oldu. Fakat katliam örtbas etme noktası, hiçbir devasa kalkınmanın affettiremeyeceği bir ahlâksızlıktır. Bana "farklı" gelip gelmemesi değil; AKP reel olarak farklıydı, retoriği daha farklıydı, en önemlisi eylemi daha farklıydı. Ha, sizce bu farklılık azdır, bence çoktur - o ayrı bir tartışma konusu ve subjektif bir nokta.
-
Puf. Amerikan edebiyatı çok ahlâklı bir edebiyat, tecavüzün meşrulaştırılması hiç yok içinde, ilk görüşte aşk sığlığı falan da yok falan yani? Vallahi, ne cevap vereceğimi bilemedim bir an; merak ediyorum Amerikan edebiyatının ahlâklı olduğu fikrini nereden edindiniz? Hayır, "mangada tecavüz var" deyip de, "Lolita" gibi bir romanın "başyapıt" sayıldığı bir edebiyat kategorisini önermenin mantığını anlayamadım. Ama aslında sizde suç yok; Amerikan edebiyatı değil Fransız edebiyatı deseydiniz de aynı sorun söz konusu olacaktır - her edebiyatta manga formatında olan problemlerin çoğunluğu mevcut zira o problemler formattan değil insanın ta kendisinden kaynaklanıyor.
Ayrıca belirli bir formattan çıkan ana-arter eserler saçma sapan diye, o format "niteliksiz" sayılmaz. Eğer dediğiniz doğru olsaydı, sinemayı çöpe atmamız gerekirdi zira dünyada herhangi bir zaman diliminde üretilen sinema eserlerinin ezici çoğunluğu direkt çöpe atılacak cinste saçma sapan ve niteliksiz. Fakat bu bir format olarak sinemanın suçu değil; genelin zevk standardının düşük olmasının suçu, toplumlarımızın rezil bir ton önyargıya, zevke sahip olmasının suçu. Tecavüz imgesinin mangada sıklıkla yanlış ele alınması manga formatının suçu değil; tecavüzün toplumda yanlış ele alınması ve meşrulaştırılmasının sonucu. Nitekim bu yüzden tecavüz imgesiyle ilgili bu sorun sinemadan romanlara her formatta mevcut; mangaya özel de değil. Benzeri şeyler yanlış acı algısında da mevcut; her kültür kendi stereotiplerini yaratıyor, kendi önyargılarını yaratıyor ve ürettiği kültürel formatlardaki ürünlerde bu stereotipler, önyargılar yaygınlaşıyor. Bu formatın suçu değil, toplumun suçu.
Kısacası, manganın niteliksiz olduğuna dair argümanlarınız manga formatıyla zerre kadar alâkalı olmayıp sadece yaygın üretilmiş mangalara dair tematik bir sav olduğu için geçersizdir. -
Pardon, İmam Gazâlî çoğunluğu mu temsil ediyor tek başına da siz bana böyle bir soru soruyorsunuz? Veya, ben o çoğunluğun içinde İmam Gazâlî'nin olduğunu mu iddia etmişim? İmam Gazâlî'nin kürtaj görüşleri, İslam alimleri arasındaki azınlığa dâhildir çoğunluğa değil. Çoğunluk cenin insan sayılana veya belirli insanî özellikleri ortaya çıkana kadar haram "görmez"; caiz mi yoksa mekruh mu olduğu konusunda ise ihtilaftadırlar.
-
Bu, Türklerin damarlarında akan asil kanı kıskanan dış mihrâkların uydurduğu ve yaymaya çalıştığı büyük bir komplo, Tanrı Dağı kadar devasa bir yalandır. Biz, Asya'nın göbeğinden, Anadolu'ya at koşturarak gelirken, aynı anda hem yol üzerindeki bilumum ülkeyi fethetmiş, kendi aramızda cirit oynamış, polo sporunu icat etmiş, din değiştirmiş, ve eğerlerimizin altında terayağı ve pastırma yapmış, her açıdan multi-tasking bir hayat tarzına sahip ve hatta multi-tasking bir hayat tarzının yaratıcısı bir milletiz.
Bu konuda İslamcı Yoğurt-sever Şalvarlı Yörük Güç Birliği Cephesi olarak resmî bir açıklama da hazırlamaktayız; bu açıklamayı hazırlarken, multi-tasking hayat tarzımıza uygun olarak, yağlı güreşe tutuşma ve Haziran sıcağına hazırlık olarak toplu ayran yapma etkinliklerimize de devam ediyoruz. Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız. -
İnsanlar çoğu kez adaletsizleri sevebilir; o zatların çokça sevilmeleri, adil oldukları anlamına gelmiyor.
Nitekim, Hitler'i iktidârının altın çağında seven pek çoktu fakat Peygamberlere neredeyse hiçbir zaman "sevgi seli" olmamıştır; aksine taşlanmışlardır. Bu ümmetin adilleri genelde sevgi seli görmemiştir; aksine zindanlarda çürütülmüşlerdir, öldürülmüşlerdir. -
Evet. Sistem yönetimi falan da bilmen gerekiyor. Load balancing, cluster architecture, sağlam OS bilgisi falan da gerekebiliyor. Liste uzun aslında. Hangi katmanda çalışacağınıza göre de değişiyor genelde; daha donanım katmanında çalışacaksanız donanım, daha üst yazılım katmanında çalışacaksanız yazılım bazlı bilgi gerekiyor...
-
Kürtaj konusuna genel olarak şurada değindim: http://hkubra.org/?p=831
Kürtajın bir uygulama olarak, bireysel veya sosyal sebeplerle, cenin insan sayılana kadar yani bazı temel insanî özellikleri (irade, bilinç, idrâk kapasitesi vs.) oluşuna kadar yapılabilir olduğunu savunan alimlere katılıyorum. Bununla birlikte kürtaj suistimale açık bir uygulama ve bazı kürtaj sebepleri ahlâken çok ama çok sorunlu olabilir. İşte bu noktada bu suistimalin minimuma indirgenmesi sağlanmalıdır ve ayrımcılığı kurumsallaştıracak ve sistematik hâle getirecek durumlara müdahale edilmelidir.
Bu bağlamda, sadece çeşitli engelleri var diye ceninlerin kürtaj edilmesi bence engellilere karşı ayrımcılığın bir uzantısı sayılabilir. Bu noktada cenin insan sayılmasa da, kürtaj edilme sebebi engelli bir insan olacağı kanısı. Peki bunlara kürtaj yasağı mı getirilsin diyorum? Asla. O ruhsatın toptan reddi kanımca söz konusu olamaz. Fakat hamilelik boyunca yapılan testlerin hiçbir ayrımcılığa yol açmayacağı düşünülerek yapılması taraftarıyım. Vaka vaka davranılması gerekliliği var bence engelli ceninin kürtajı hususunda. Yaşama kapasitesini neredeyse tamamen götürecek olan ağır bazı hastalıklara karşı test yapılması ve bunun sonucu kürtaj ruhsatının anneye bırakılmasını anlarım fakat yaşama kapasitesinin tamamen götürmeyecek hafif çeşitli hastalıklar noktasında testlerin yapılması ve bunun sonucu kürtaj tavsiyesi bana problemli ve ayrımcı geliyor. Sonuç olarak demem o ki: hangi hastalıkların sınır teşkil edeceği, hangi testlerin yapılabileceği hangilerinin [ayrımcılığa yol açma riski sebebiyle] yapılmayacağı veya yasaklanabileceği belirlenmeli. Kürtaj ruhsatı reddedilemez fakat bu ruhsatın ayrımcılığı yaymak için kullanılabileceği durumların oluşmaması için efor sarf etmeli gibi geliyor bana... -
Allah aşkına, fıkhen tanımlandığı şekliyle, HAD olan "zinâ" ile "kulak zinâsı", "göz zinâsı"nda geçen "zinâ"nın aynı anlamda olduğunu mu sanıyorsunuz? Zerre kadar dil bilgisi olan herkesin anlayabileceği gibi bunlar teknik olarak aynı ve denk şeyler değildir; ikinci ifadelerde geçen zinâ sözcüğü ancak mecâzîdir. Kasıt, uygunsuz ve fitne yaratacak ve zatı harama sokacak bakışlarda bulunmamaları. Nitekim Kur'an'da bu, kanımca daha detaylı ve tamam bir şekilde "gözlerini haramdan çevirsinler/çeksinler" olarak geçer.
Dediğiniz doğru olsa, o vakit içinde zerre kadar romantik his olan her bakışın failine zinâ haddi uygulanması gerekirdi. -
Düzenli yürüyorum; her sabah ve her gece. Ortalama her bir yürüyüşüm de 2 km kadar. Ama spor sayılmaz bence bu...?
Enerjimin kaynağı öz-motivasyon sanırım [tabi Türkçede böyle bir sözcük varsa]; kendi kendini iyi motive eden birisiyimdir. Millet en çok haftasonları uyur örneğin, ben en az haftasonları uyurum: kendime ayırabileceğim vakit daha çok olsun, daha çok iş başarabileyim diye. Öyle işte. -
Vasıflarım arasında en son Muslim gelmesinin sebebi en temel olanın o olması; temel kimliğimin, aslî kimliğimin Müslümanlık olduğunu düşünüyorum. Diğerleri hep fânî; İslam bâkî. Yaptığım el hareketiyle de tüm bilim-kurgu-severlere selam çakıyorum.
-
Hiçbirine; oy atmaya gitmemeye kıyamıyorum, insanların yanıbaşımızda oy hakkı için öldüğünü bile bile... Ama şu tabloya bakıyorum da; bunların cümlesine oy vermek bana ancak mekruh. Boş atardım sanırım.
-
Hayrettin Karaman, gelenekçi olmamakla birlikte oldukça muhafazakârdır - klasik alimlere kıyasla dâhi. Bence bu konudaki görüşlerimi etraflıca belirttiğim şu yazı yeterli bir cevaptır bu sorunuza: http://hkubra.org/?p=831
-
Bir yazarı veya düşünürü beğenmek, takip etmek, değerli görmek için tüm fikirlerini kabul etmek gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Ben hiçbir iki insanın "her konuda" aynı fikirde olabileceğine inanmıyorum; oluyorlarsa da biri kendi aklî yetisi ve deneyimlerinden vazgeçiyordur.
Şeriati'nin belirli bir deneyimi var, bu deneyimden yola çıkarak belirli fikirler geliştirmiş ve bu fikirleri farklı alanlara uygulamış. Ben hiçbir fikrin "her alana" birebir aynı uygulanabileceğini ve böyle bir uygulama sonucu mutlaka "her alanda" doğru sonuçlar çıkaracağını düşünmüyorum. Bu içkin olarak hatalı bir metodoloji tahlili olur bence. Şeriati'nin mülk konusundaki düşüncesiyle örneğin sanat konusundaki düşüncesi benzeri kaygılardan oluşmuş diye bir kabul edilemez; pekâlâ birine katılıp diğerine katılmayabilirsiniz, o kaygıların en başta bazısını hatalı bazısını doğru bulabilirsiniz.
Bence bakış açınız aşırı indirgemeci. -
Erdoğan'ın retoriğini hiçbir vakit sevmediğimi belirtme gerekliliği görüyorum; her daim nahoş, kaba, indirgemeci bir retoriği oldu. Bunu hep eleştirdik de. Şu son noktada daha büyük tepki çekmesinin sebebi bu nahoş retoriğin artık ciddî anlamda haksız ve hakkaniyetsiz bir noktaya ulaşması ve haksız ve hakkaniyetsiz eylemlerle destekleniyor olması. Rumlara laf etse de örneğin ve buna kızsak da, en azından hükûmetin azınlıklar için [mutlak olarak iyi olmayan belki ama önceki duruma kıyasla] iyi olan eylemleri var diyebiliyorduk. Artık böyle bir durum söz konusu değil. Erdoğan'ın söylemi de eylemi de "muktedir"leşti ve belki de bundan dolayı "yozlaş"tı. İktidar, fânîyi hakîkâten de yozlaştırıyor sanırım.
Demokratik düşünce garezi ve halk popülizmi dindar entelektüelleri rahatsız edip, küstürür mü? Aslında, bence bu konusuna bağlı. Örneğin, evet, doğru son zamanlarda Erdoğan'ın buram buram halk popülizmi kokan, eleştirel ifadeyi terörist diye yaftalayan Uludere retoriği ve eylemi dindar entelektüel kesimi rahatsız etti, bu kesim bunu çok adaletsiz gördü ve bunda hep kızdıkları hep düşmanları olan ultra-laik CHP'nin belki bir yansımasını buldu... Cidden rahatsız oldu. Fakat aynı rahatsızlık, Erdoğan'ın son günlerde başlattığı kürtaj tartışması için mevcut değil. Hatta bu konuda dindar entelektüel sayılan kesimin önemli bir kısmı da Erdoğan'la aynı düşünüyor; aynı retoriği belki benimsemedikleri için veya diğer eylemlerine karşı oldukları için daha sessizler ama ortadaki kürtaj tartışmasından kanımca ve gözlemlediğim kadarıyla çok da memnunlar.
Yani sorun "muhafazakârlık" sorunu: dindar kesimin entelektüel sayılan bölümü de büyük oranda muhafazakâr. Erdoğan'ın popülist ağzından memnun değillerse de, Erdoğan ile ortak paylaştıkları ve düşman gördükleri "laik"lerin reddettiği muhafazakâr değerler ve taraflar söz konusu olduğunda, Erdoğan'ı seviyorlar ve hatta Erdoğan'ın retoriğinin o "cesur" yanından memnun dâhi oluyorlar. Fakat, Erdoğan'ın, düşman addettikleri "laik"lere yakın tutumunu görünce, bariz adaletsiz tutumunu görünce dayanamıyorlar.
İşte bu sebeple bence entelektüel sayılan dindar kesim hiçbir zaman Erdoğan'ın aşırı muhafazakârlaşan retoriğinin etraflı bir reddi ve eleştirisini yapamıyor ve yapamayacak; ancak bazı bazı noktalarda, karşı duracakları hissi mevcut bende. Yani Erdoğan, Uludere ile küstürüyorsa onları, kürtaj ile gönüllerini alıyor denebilir daha basit bir dille. Bu bence kendi içinde çok problemli; bir katliamı "kan parası" ile örtbas ederken, "dinî açıdan dâhi" teknik olarak yetişkin insanla bir görülmeyen ceninin canının alınmasını "cinâyet/katliam" gibi değerlendiriyorsa bir zihniyet, dindar entelektüellerden beklenen bu derin çelişkiyi fark edip daha etraflı bir analiz yapmak olmalı. Fakat ne yazık ki camiamızın bu zorlu efora girişmekten pek yana olduğunu düşünmüyorum; sözde en muhafazakârlık karşıtlarımızın bile içinde rahat ettiği ve ferâgat etmek istemediği ufak muhafazakârlık kaleleri var... Son olarak bir de tabi "korku" atmosferi var; dindar kesimden olup da Erdoğan veya AKP eleştirisi yapmak, marjinalleşme ve izolasyon tehdidini de beraberinde getiriyor. Hele de kürtaj vs. gibi görece ahlâken daha muğlak konularda eleştirel bir ses çıkarmak, yaftalanmayı beraberinde getiriyor. Bırakın bunu, ahlâken daha net bir noktada dâhi eleştirilerin "nasıl sonuçlar" doğurduğunu son günlerde Yeni Şafak'ta olanlardan görmedik mi? Erdoğan partisini "Tek Adam" modelinde yönetiyor ve ne yazık ki dindar kesimin çoğunluğunu da bunu kabullenmiş ve kendi içlerinde uygular durumda - eleştirel ses getirecek, "küsecek" olsanız da buna "izin yok" diyebiliriz bir nevî...
kubra
Canada








