-
-
Benim sorum ingilizce ile alakali, abd'ye ilk gittiginde ingilizce seviyen ne durumdaydi? zamanla nasil bir gelisim izledi? senin bu surecte edindigin faydali tecrubeler neler? zorlandigin kendini ifade etmede sikinti yasadigin zamanlar oldu mu?
Kendimi İngilizce ifade etmekte hâlâ sıkıntı yaşıyorum. Bundan 5 yıl öncesine kıyasla çok şey değişti tabi. Bunlardan birisi İngilizce'de kendimi asla kendimi tatmin edecek kadar iyi ifade edemeyeceğimi kabullenişim idi. Zira kendimi (ya da kendimle ilgisi olmayan bir derdimi) İngilizce kullanarak ifade etme kapasitemi sürekli Türkçe ile kıyaslıyorum, ve Türkçe ile o kadar göbekten bağlıyım ki benim için hiçbir şey Türkçe'nin yerini tutmayacak. Mesela şöyle bir yazıyı asla İngilizce yazamayacağım:
http://meren.org/blog/2010/12/olcegin-neresinde-olmak/
Bu böyle.
ABD'ye ilk geldiğimde İngilizce konusunda çok sıkıntılı idim. Yani bilmiyor değildim, birisi ile üniversite öğrencisi olduğum yıllarda üzerine bol bol İngilizce yayın okuduğum kriptografi üzerine, ya da işletim sistemileri, programlama dilleri üzerine saatlerce konuşabilirdim. Fakat iş "teknik ve bayık konular" alanından çıkıp "günlük yaşam ve diğer şeyler" alanına girdiği zaman ağzımı bıçak açmıyordu (ağzımı bıçak açtığı zaman da dinleyen kişi o bıçağı alıp boğazıma saplama arzusu ile doluyordu). Hatta durumun vehametine bir örnek olarak yakın çevremdeki herkesin bildiği -ve aslında tekil olmayan- şu hadise var:
Bir gün New Orleans'ta Subway isimli sandviç zincirinin dükkanlarından birisindeyim. İlk kez filan bir sandviç siparişi vereceğim. Öğlen vakti, uzun bir kuyruk var. Önümdeki insanların ne dediklerini dinlemeye çalışıyorum. Kopya çekeceğim. Nafile. Sıra ne olduğunu anlamadan bana geliyor. Karşıdaki menüde yer alan numaralardan birisini söylersem yırtarım diyerek "Number 1" diyorum (menüdeki bir numaralı sandviçi hazırlarsın diye). İri yarı, ağır aksanlı siyaji bir ablamız benim bu ricam üzerien tost yapmak için kullanılacak ekmeğin cinsini soruyor. Çünkü bu namert tükkanda sandviçin kaba hatlarını menüden seçtikten sonra ekmeğin cinsini, kızartılıp kızartılmayacağını, peynirin türünü, salatalık, domates, biber gibi hangi sebzelerle dekore edileceğini, mayonezini, ketçapını ayrı ayrı söylüyor müşteri; benim İngilizce bilgim The Matrix filminden, Nothing Else Matters şarkısından ve kriptografiden geldiği için söyleyebileceğim faydalı hiçbir şey yok tabi bu noktada. Neyse, dediğim gibi abla ekmeğin cinsini sorduktan sonra aramızda -herkesin yemeyi filan bırakıp beni izlemesine vesile olan- şöyle bir diyalog gelişiyor:
Abla: White or wheat? ("beyaz ekmek mi, buğday ekmeği mi" manasında)
Ben: Yes.
Abla: (bir süre bezgin bezgin gözlerimin içine baktıktan sonra, biraz sinirli bir şekilde) White .... or .... wheat?!
Ben: .. No? :(
Abla: THE BREAD! WHAT KINDA BREAD?! WHITE OR WHEAT?
Ben: .... Yes?? :'((((((
Abla: (benden hayır gelmeyeceğini sonunda anlayıp kendisi karar veriyor) O.K. Wheat it is....
Ben: yes thank you bacım I appreciate :'(
..
Sandviç ekmeğinin cinsi konusunda varılan mutabakatı takip eden adımlarda da performansım izleyenlerden tam not aldı tabi (en nihayetinde bu ablamız sandviçin tüm detaylarına kendisi karar vermek zorunda kaldı).
Bu travmayı takip eden birkaç ay boyunca kimse beni Subway'in kapısından içeriye sokamadı, lâkin benzeri travmaları gittiğimiz başka yerlerde, başka insanlarla pek güel yaşadım.
İngilizcem zamanla bir şekilde toparladı elbette. Bütün bu süreçten yanıma kâr kalan ise toplum içinde rezil olma hissini damardan yaşayıp kanıksamayı öğrenmiş olmak oldu sanırım.
Misal şimdi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde sahte konferans düzenleyen beş para etmez profesörler haklarında yazıp çizdiğim için hakkımda iftiralarla dolu suç duyurularında bulunuyorlar, "konudan habersiz insanlar benimle ilgili ne düşünecekler acaba" diye kaygılanır gibi olduğumda ise Subway'de bana acıyan gözlerle bakan Meksikalı işçiler, olan biteni sırıtarak izleyen takım elbiseli abiler, amcalar geliyor gözümün önüne. Oradaki rezilliği hatırlayınca kalan her şeye gülüp geçiyor, Türkiye'deki akademik problemlerle ilgili yazmaya devam ediyorum.
Başta İngilizce bilmemenin böyle bir faydası oldu işte. -
şarkı önerirmisin?
Edith Piaf - La Vie En Rose
Maria Rita - Dos Gardenias
Frank Sinatra - Unforgettable
-








Loading...
