-
-
Örnek iş gaz verici, bir destek çıkarız elbet.
-
The Wire olabilir, izlemediysen kısa bir dizi Endgame iyidir, Life on Mars pek güzeldir. İlk aklıma gelenler bunlardır.
-
Pek tabii ki "ignorantia non est argumentum". Spinoza diyoruz sonuçta.
-
Bir şekilde yayın anlayışına ve duruşuna güvendiklerimi okurum. Ancak internet ya da diğer imkanlar yoluyla da diğer görüşleri ve yayınları da sinirlerimi bozacak noktaya gelmediğim sürece okurum. Ama direk "Şunu da okuyayım, ne demişler bakalım." diyerek satın almam. Sonuçta benim cebimdeki paranın bir şekilde onlara gitmesini istemem.
Tabii bu kararı verebilmemin en önemli sebebi bir birey olmam. Eğer bir basın eleştirmeni, gazetecilik konusunda akademisyen ya da ajans çalışanı olsaydım durum farklı olurdu. -
İyi güldürmüştü bu beni. Şimdi çıksak daha fazlasını bile toplarız sanki.
-
Nasıl yani? Benim hiç haberim yok böyle bir durumdan.
Ancak kitabevlerinde böyle bir durumun oluşunu anlamam mümkün. Sonuçta edebiyatın sektör kısmı gün geçtikçe gelişiyor buralarda. Reklamlarla olsun, ortalamanın ilgisini çekecek işler bulup pazarlamakla olsun gün geçtikçe akıllanıyorlar.
Ha, dersen ki okusunlar da nasıl olursa olsun okusun insanlar buna diyecek bir şeyim olmaz. Ancak o insanları kitabevlerine çeken, reklam panolarını dolduran ve çok satanlar olarak görünen kitapların büyük bir kısmına bakınca -açık konuşayım- daha beter bir karamsarlık kaplıyor beni. -
Çünkü yayınevi, dağıtımcı ve kitabevi dediğimiz tefecilerin hâlâ karnı doymadı. Büyük ihtimalle bu açgözlülük yakında sonlarını getirecek.
-
Kendime adımla hitap etmeyi tercih ediyorum, resmiyeti bozmaya gelmez. Çok sapıtıyor sonra.
-
Yeni bir başlangıç hissi kadar olmasa da bir yenilenmişlik hissi oluyor. Seviyorum da o hissi. İyidir yenilenmek, arınmak (:
-
Yok öyle bir şey. Gelmeyin böyle saçma sapan, cinsiyetçilik akan sorularla.
-
İnsanlığın bizzat kendisi, komple.
-
Her ne kadar polisleri sevmiyor olsam ve pek de sonuç vermeyeceğini biliyor olsam da sanırım ilk seferde yapılacak en mantıklı hareket polis çağırmak olurdu.
-
Anlamadan sevileceğine inanan bir insan değilim. Hayranlık gibi şeyleri sevgiden saymıyorum ben, onlar sadece belli bir noktada yaptıklarını takdir etmekten ibaret. Bir insanı anlamadani tanımadan da pek sevemezsin gibi geliyor bana. Bir şeyler paylaşmadan, ortak bir şeyler yapmadan o insanı gerçekten sevip sevemeyeceğini anlamak zor.
Einstein gibi bir adamı da zaten herkesin kolay kolay anlayabileceğini hiç sanmıyorum. Hayran olunur ama onun dediklerini anlamak apayrı bir şey. -
Genelde burayı dolu cevaplar vermek için kullanıyordum ama buna pek fırsat tanıyan olmamıştı. O yüzden bu fırsatı izninle değerlendireceğim biraz.
Askerlik değil de bunu 'zorunlu askerlik' üzerinden cevaplamak daha mantıklı olacak, çünkü sorduğun onunla ilgili. Yoksa bir ABD ya da Avrupa ülkesi olsak sadece meslek olarak varolduğu için bir mesleği seçen insan hakkında yorum yapamam. Onun seçimi ister istemez, o mesleği yapmak isterse kimse bir şey diyemez (her ne kadar sana hiç bir faydası olmayan bir iktidarı korumak bana saçma gelse de).
Ama zorunlu askerlik dediğimiz şey, aslında çok basit bir şekilde devletin beyin yıkama aygıtlarından birisi. Okullarda herkese hatmettirmeye çalıştığı ideolojisini ve tavırlarını -kendisi için kutsal olan- erkekler üzerinde sağlamlaştırmak için ekstra bir adımdan ibaret bana göre askerlik. Milliyetçiliğin, militarizmin, katil olmanın doğallığının ve daha bir çok iktidarın sevdiği özelliklerin tüm 'erkek'lere iyice işlendiğinden emin olmak için bir tür sınav, eğer sınavı geçemezsen de yeni bir ders.
Bu yüzden gerekliliği şöyle dursun, varoluşunu bile anlamsız buluyorum. Ha tabii ki bu ideolojiyi benimsemiş birisi için bunlar fazlasıyla anlamsız görünebilir. Ama biraz ideoloji dışından bakınca mevzu basit bir işkence kampından ve beyin yıkama seansından ibaret.
(Bu yazdıklarım 'Halkı Askerlikten Soğutma' suçu şeklinde bana dava olarak dönebilir, farkındayım.) -
Felsefeci adamım ben, ikisi arasında koşa koşa gider gelirim canım istedikçe. Kimse de tutamaz beni!
-
Acımama hakkımı sonuna kadar kullanırım, sonuçta öyle parası bol, zengin bir insan evladı değilim. Olanı da dikkatli kullanmam lazım. Ha zengin olsam ne olurdu onu bilemedim işte.
-
Suçlama beni, merakıma yenildim. Neyse hoşgeldin tekrardan.
-
Ciddi ciddi bir anlam vereyim, şu soruya güzel bir cevap vereyim istedim ama yok, olmuyor. Nasıl bir ruh haliyle, neyin coşkusuyla geldin cidden merak ettim. Ama inan çözemedim, bir anlam veremedim buna.
Umarım bu soruyu yollarken bana istediğini almış, rahatlamışsındır en azından.
Ahmet A. Sabancı’s Bio
aka Bela Presente or/and Spider Jerusalem II
Yazar, çevirmen, cyberpunk, fikir gerillası. Çok büyük pisliklerin peşinde...







