-
-
YK aday adayı olmasaydım sanırım bu sitede aktif olarak kullanığım bir hesaba da sahip olmazdım. Birebir iletişimin daha şeffaf olduğuna inananlardanım...YK aday adayı olmasaydım TOG ile ilgili veya kişisel hususlarda bu kadar çok soru alır mıydım bu platform üzerinde?Zannetmiyorum... ;)
-
Formspring.me üzerinden cevaplamadığımı düşündüğün ve muhakkak yanıt almak istediğin hususlar varsa ve Formspring.me seni tatmin etmemişse;
zeynep@burcusahiner.com üzerinden de erişebilirsin ya da konseyde birebir görüşebiliriz ;) -
Her alan gibi TOG da mükemmel değil. Bizim nihai amacımız kendi kendimizi yok etmektir aslında...
'Yaşadığımız dünya öyle bir yer olsun ki Toplum Gönüllüsü gençlere ihtiyaç kalmasın'dır...Yani bireyler kendini 'Toplum Gönüllüsü' olarak nitelendirmesin, 'bu ayırıcı bir sıfat olmasın'dır derdimiz... Çünkü böylelikle bu süreci Toplum Gönüllüsü olarak geçiren bireyler de olmayarak geçiren bireyler de sonuçta farklılıklara saygılı,şeffaf ve hesapverebilir,yaşam boyu eğitime önem veren,girişimci,beraber çalışmayı öğrenmiş bireyler olacak...Zaten bizler bunun için çalışıyor ve projelerimizin etki alanlarını bu yüzden genişletmeye çalışıyoruz.'Yerel Katılım' bunun için var... İşte o güne hep birlikte ikna olarak vardığımız zaman, TOG mükemmel'i bulacak...
TOG'un daha iyi bir yer olabilmesi için ne yapılmalı?
Toplum Gönüllüsü gençlerin kendini geliştirebilmesi için daha fazla alan açılmalı ve muhakkak projelerin etki alanları genişletilmeli,daha çok genç dahil edilmeye çalışılmalı ve katılımları teşvik edilmeli... -
"Her Toplum Gönüllüsü birey farklılıklara saygılıdır." diyebilmeyi isterdim... Lakin sanırım söyleyemeyeceğim, çünkü herkesin bunu içselleştirebilme ve farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenebilmiş olma düzeyi farklı...
Hiyerarşik bir sistemin çocuklarıyız ve ne yazık ki bugüne kadar insanların etnik kökenleri, inanışları ve yaşam biçimleri, 'önemli olanın hepimizin insan oluşu'ndan daha çok fısıldandı kulağımıza... Haliyle kimi zaman çok temelde tek bir ortak yönümüzün olduğunu, hepimizin insan olduğunu, en önemli ve değerli şeyin bu olduğunu unutabiliyoruz... -
Birileri konuşur, birileri iş yapar...
Ya da Sener'in deyimiyle;
"Herkes konuşur bazıları bir şeyler söyler..."
Daha beğendiğim bir atasözü vardır ki;
"Kedi ulaşamadığı ciğere mundar der!" -
:) Bu ibareler ne gibi özellikleri bünyesinde barındırıyor bilemedim ama...Aday adayları arasında uzunca süredir tanıştığım çok sevdiğim arkadaşlarım da var, daha önce hiç bir araya gelemediğim tanıma fırsatımın olmadığı aday adayları da :) Konsey tanışmadıklarımı da tanımak için iyi bir alan olacak :)
Herkes önemli ve değerli, o yüzden böyle bir kategorileşmeye gidemeyeceğim ;) -
Tolgacım, sanırım senin sorunu da bir alttaki soru ile cevaplamış oldum :) Yine de aklında soru işareti olursa görüşelim ;)
-
Bu hususta unuttuğumuz bir şey var bence...
Aslında biz Toplum Gönüllüsü gençler, bir şeyleri değiştirmeye çalışırken kendimizin de değiştiği ve geliştiği gerçeğini unutabiliyoruz. Evet ayrımcılıkla mücadele ediyoruz, evet hak temelli eylemlerde ve söylemlerde bulunuyoruz, evet şeffaf olmak ve attığımız her adımın hesabını verebilecek nitelikte olmak gibi dertlerimiz var ama... Hepimiz hiyerarşik sistemin çocuklarıyız, doğar doğmaz ya da TOG ile tanışır tanışmaz birden şeffaf birden farklılıklara saygılı olamıyoruz.
TOG çatısı altında bu adaptasyon sürecini geçirmiş ve bazı şeyleri bir yaşam biçimi haline getirmiş gönüllü arkadaşlarımızla tanışıyor ve onlardan etkileniyoruz. (Zaten bizim akran eğitimi dediğimiz mevzu da çok temelde buradan başlıyor)
Birbirimize etki ediyor ve birbirimizi değiştirerek gelişiyoruz. Zamanla etkilendiğimiz kişiler gibi konuşmaya ve davranmaya başlıyoruz. Bir öğrenme gerçekleşiyor. Haliyle bu süreç bazen insana "Yahu acaba hepimiz standart bireyler mi oluyoruz?" sorusunu sordurtabiliyor... Ama şahsen bunun böyle olduğunu düşünmüyorum. Neticede hepimizin ulaşmaya çalıştığı bir yer var; 'Toplumsal Barış' ve bizler bunun ancak inandığımız ilkelerin içselleştirilmesi ve bir yaşam biçimi haline getirilebilmesiyle mümkün olacağını düşünüyoruz. Öyleyse eğer bir tektipleşme söz konusu ise ve bu tektipleşme ilkeler çerçevesinde gerçekleşiyorsa bundan neden rahatsız olalım ki? Öncelikle şunu da unutmamak lazım; her Toplum Gönüllüsü gencin kendine ait bir hayatı var ve yaşadığı coğrafya gereği aslında 'Farklılıklara Saygı' ilkesi her genç için farklı anlamlar ifade edebiliyor. Kimi genç için Sol görüşlü bir arkadaşını dinleyebiliyor ve anlamaya çalışıyor olmak 'Farklılıklara Saygı' ilkesine istinaden gerçekleştirilmiş bir davranış olurken, kimi genç için 'Eşcinsel bir kişi ile arkadaş olabilmek' Farklılıklara Saygı çerçevesinde oluyor. Aslında her birimizin deneyimleri farklı...
Eğer sözü geçen tektipleşme bu konu bazında ise düşüncelerim bunlar açıkçası...
Aslında bugün burada bu platformda tektipleşmiş olmak ya da olmamak üzerine tartışıyor olmamız bile aslında çok da tektipleşmemiş olmamızın göstergesi bence :) Bu soruyu kime sorarsan sor farklı farklı yanıtlar alacağına eminim :)
Ben Toplum Gönüllüsü gençler olarak bir araya geldiğimizde bir 'Gökkuşağı' görüyorum. Aslında gökkuşağının içinde yüzlerce tonda renk vardır açıklı/koyulu ama hepsi bir araya geldiğinde tek kelime ile nitelendirilir; 'Gökkuşağı' :)
Bu yüzden dışarıdan gözlemlediğimizde hepimiz 'Toplum Gönüllüsü'yüz... (2 Kelime ile ifade edebiliyoruz kendimizi) Ama içeriden bakacak olursak yüzlerce farklı tonda insan görülebilir :) Biraz da tüm bunlar 'açıya göre değişir' :) -
Böyle bir Gönüllü Yönetmeliğinden anahtar eğitimlerinde bahsedilmiyor. Bu çok eski bir metin ve bir işlevi söz konusu değil :) Ofis de bunun siteden çıkartılması gerektiğini düşünüyor. En kısa sürede siteden kaldırılacaktır ;)
-
Bu formspring hesaplarının açılma sebebi yk aday adaylarına tog a dair sorular sormanızdır...Eleştirdiğin şeyin sisteme uzak bir mevzuu olduğunu düşünmüşsem yanıtlamamışımdır,doğrudur...Lakin gerçekten ne sorduğunu hatırlamıyorum.Bir de profilime baktığında nasıl bir cevaba eriştiğini de kavrayabilmiş değilim üzgünüm, bu nedenle benim ağzımdan neyi duymak istediğini bilmiyorum...
-
O günün gün sorumlusu da bendim :(
Program akışına göre anonsları yapıp, oturumlar esnasında dışarda koşturmak durumunda kaldım :(
Çok az bi süre dinleyebildim Yörük'ü, sanırım o sırada da tek tipleşmeye gelmemişti konuşması...
Anımsayamıyorum :(
Ama sen iyi biliyorsun sanırım konuyu, biraz bahsedersen ben de üzerine bir şeyler söyleyebilirim :) -
Tek tip?
Nasıl bir tek tipleşme ola ki bu?
Farklı farklı bir sürü insanla tanışıp, onlarla birlikte nice organizasyona,etkinliğe,projeye imza attık yıllardır...
Birbirinin kopyası bir dolu genç hiç görmedim bu çatı altında...
Bilemedim sen nasıl böyle bir kanıya vardın :( -
Neye seçildim ki güzel olduğum için? :)
Hem güzellik göreceli kavram :) Güzellik ancak Best Model Of The World gibi yarışmalarda falan etkili olur sanırım, zaten onlara da ben katılmam :)) -
Yönetim Kurulu üyesi olmamın saha sorumluluğu yapmaktan daha yorucu ve zaman alan bir sorumluluk olduğunu düşünmüyorum.Saha sorumluluğu da yapmış biri olarak yönetim kurulu üyeliğinin sorumluluğunu daha rahat alabileceğimi düşünüyorum.
Saha sorumluluğunda, kendi örgütlenmenizdeki gönüllülüğünüzün yanı sıra sorumlusu olduğunuz 3 örgütlenme(onların işleyişleri, ihtiyaçları ve dinamikleriyle beraber)bir de SS'lik sisteminde sorumluluğunuz var(ayda bir, 5SS+1SK toplantılarına katılmak AFR ler yazmak çeşitli eğitim ve atölye çalışmalarına katılmak vs. vs. )gibi...Lakin yönetim kurulu üyeliği böyle değil...Bu yüzden saha ile yönetim kurulu arasındaki bağın güçlendirilmesi konusunda çok daha verimli çalışacağıma eminim... :)
Peki nasıl olacak bu iş? Değişim önce kendinden başlar yani en yakınımdan yani kendi örgütlenmemden başlamalıyım diye düşünüyorum. Toplum Gönüllüsü gençler olarak genel toplantılarımızın bir gündem maddesinin de 'TOG Yönetim Kurulu' olması gerekli. Yani insanların vakfın yönetim kurulunda tartışılmasını istediği hususları (gerek vakfa dair gerekse başka konulara dair) rahatça konuşabilecekleri alanlar açmalı... Hatta bir süre sonra örgütlenmelerde bunu bir gelenek/alışkanlık haline getirebilirsek çok güzel olur :) Çıktılar aylık faaliyet raporlarına yansır, oradan Saha Koordinatörlerinin raporlarına oradan da yönetim kurulu masasına gelir.Her yönetim kurulu toplantısının gündem maddelerinden biri de 'Sahadan Gelenler" olur...Bunun başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum.Bunların dışında da yönetim kurulu üyeleri, yönetim kurulu üyesi olunca uzayda yaşamaya başlamıyor zaten :) Neticede onlar da sahada olacak her türlü etkinlik proje ve organizasyonda yer alacaklar :) -
Her örgütlenmenin dinamiği farklı ;)
Her örgütlenmenin ihtiyacı, haliyle ihtisas alanı farklı ;) Projeler farklı, etkinlikler farklı, insanlar farklı, yereli ile olan diyaloğu farklı...
Farklı farklı farklı... Ama ortak olan bir şeyler var elbet!
Ne mi onlar? İlkeler tabii ki... Nereye gidersen git farklılıklara saygı aynı şeffaflık aynı yerel katılımın öneminin bilinci aynı...Farklı pencerelerden aynı yere(Toplumsal Barışa) bakıyoruz...
O yüzden 'Tıkır tıkır işleyen örgütlenme' biraz havada kalan bir ibare...Neye istinaden tıkır tıkır işlemek? Örneğin; Farklılıklara saygılı olmak konusunda açmazları olan bir örgütün gerçekleştirdiği ilkeler atölyesi hatta belki de bir çatışma atölyesi sonucu, bunu aşması ve zamanla bu algıyı örgütlenmenin genel dokusuna işleyebilmesi en büyük başarıdır bence; ama kimi örgütlenme de 'farklılıklara saygı'yı anlamak değil de anlatmak konusunda dertlidir.Onların başarısı da anlatabilmeleri ve anlattıklarının geridönütü alabildikleri orandadır...
Anlayacağın değişken ibareler bunlar... Ve izafi bir durum söz konusu :) Neye istinaden başarı?
Soruna A,B,C örgütlenmeleri işliyor şeklinde cevap versem, yerinde bir cevap olmayacaktır ;) Keza bu soruya cevaben örgütlenme ismi vermenin de doğru olmadığını düşünmekle beraber, bunun beni bir nevi otoriteleştirdiğini falan bile düşünmeye itiyor beni... :S
"Şunlar şunlar başarılı" falan filan...
Ben kimim ki örgütlenme başarısını/başarısızlığını ölçebiliyor, buna dair kanıya varabiliyorum? :)
Örgütlenmenin başarı ya da başarısızlığı durumuna dair kanıya yine örgütlenme varır, ekibin dışından birileri değil ;)
Yani bence bu böyle... :) -
O kadar uzun bir ad soyada sahibim ki 'ZBŞ' kısa kolay ve pratik :) Ben de dahil tüm arkadaşlarım bu kısaltmayı kısa sürede benimsedi :) Yönetim kurulu aday adayı olmamda kadın katılımını bizzat gerçekleştirmek isteyişimin de önemli bir etken olduğunu formumda da söylemiştim, tekrar da yineleyeyim :)
CHP'li Gürsel TEKİN & seçilme ile ilgili bağlantıyı ise pek kuramadım açıkçası, affet :( Biraz daha net ifade edersen daha doğru yanıtlayabilirim sanırım :) -
:) Senden... Başka sebep aramaya gerek yok :) Özgüven alınan değer ile eşdeğerdir... Ne kadar değer görür, sevilirsen özgüvenin o denli yüksek olur. Hatta gelişim psikolojisi yaparsak; bunun ucu kundaktaki bebeğe babasının sarılıp/sarılmayışının sonucunun çocuktaki özgüven varlığı ya da eksikliğine kadar uzanabilir :) Ama neticede özgüven; verilen ve alınan değer ile eşdeğerdir :) Nereden geldiği aşikar senden,benden kısacası bizden :)
-
Hehehee :) Çok komik olacak ama 'Özgürlük' deyince niye ise aklıma Maximum Kart'ın reklamları geliyor :) Böyle elleri kolları esneyebileceği açıya kadar açılmış Hayat Maximumdaaaaa diye bağıran kişiler :))))
Neyse bu işin görsel kısmı da...Özgürlük deyince aklıma; "bir başkasının özgürlüğünün başladığı yere kadarki alanda yapılabilecek her şey" geliyor :) -
Yerelde gak demek için bile Belediyeden,Valilikten efendime söyleyeyim İl Emniyet Müdürlüğünden izin almak gerekmekte...
Yerellerin en büyük problemlerinden biri bu kamu kurumlarının iç işleyişine ve amirlerine dair bilgi sahibi olmaması, hangi hususta destek için hangi kurumun kapısını çalması gerektiğini bilmemesinden kaynaklı ciddi proje patlamaları yaşayabiliyor ya da ciddi kaynak olanaklarını daha işin başından kaybedebiliyoruz.
Bu hususta yine şahsen şöyle bir stratejim var;
Muhakkak ki örgütlenme içerisinde çok sayıda proje için bu kurumların kapısını çalan ve her kurumda birileriyle birebir diyalog halinde olan gönüllü arkadaşlarımız oluyor. Bu gönüllü arkadaşlarımızın görev değişimi/devri sırasında yerel güç unsurlarına istinaden bir aktarım hatta mümkünse bir yaşantı oluşturması gerektiği düşüncesindeyim.Yani şöyle örneklendirebilirim;
Ben 6 yıldır Bolu-Tog gönüllüsüyüm. Bugüne kadar birçok proje ve etkinlik için Bolu Belediyesi/Bolu Valiliği/Bolu Emniyet Müdürlüğü gibi kurumlarla çoğu kez iş birliği içinde çalıştık.Bolu Belediyesinden Başkan Alaaddin Bey ve İsmail Bey TOG'u ve faaliyetlerini,TOG-Bolu ekibini bilir tanır vs vs.Herhangi bir koordinasyon ekibi değişikliği söz konusu olduğunda ne yapıyorum?Yeni sorumlu arkadaşlarımı bu kurumdaki kişiler hakkında bilgilendiriyorum hatta ayarlayabilirsek hep birlikte bu kurumlara bu kişileri ziyarete gidiyoruz ve yüzyüze görüşüp tanışıyoruz...
Yerel koordinasyon ekibi değişince; eski koordinasyon ekibinden temsilciler ve yeni koordinasyon ekibinden temsilcilerle bu kurumları birebir ziyaret etmek tanıtmak/tanıştırmak gereklidir. Bu küçücük ayrıntıyı kaçırdığımız için yerellerdeki proje ve etkinliklerde koordinasyon ekibinde görev alan arkadaşların değişmesi sonucu ne kadar sıkıntılı evrelerden geçildiğini iyi bilirim...Bu sıkıntımızı aşar, bunu yerellerde bir alışkanlık hatta bir gelenek haline getirirsek 'Yerel Kaynak Geliştirme' konusunda aslında çok küçük bir adımla uzun mesafeler katedebileceğimize inanıyorum... -
Benim daha çok iş odaklı bir kaynak stratejim var kendimce...Hatta bu düşüncemi kaynak departmanı ile de paylaşmıştım.Mesela yılda 2 kere gerçekleştirdiğimiz en büyük katılım mekanizmamız olan Gençlik Konseylerinin kalıcı sponsorları olması gerektiğini düşünüyorum...Ulaşımından konaklamasına ara derelerde yiyip içtiğimiz çay-kuru pastaya kadar...
PO'ya gelince...Şunları da söylemek isterim, bugün ülkenin ciddi kuruluşlarından biri PO. Evet yaptıkları iş gereği çok da çevreci oldukları söylenemez ama PO adına;
Baba Beni Okula Gönder kampanyası kapsamında 568 öğrencinin eğitimine destek verdikleri,
TİV (Türkiye İşitme ve Rehabilitasyon Vakfı)'e destek verdikleri,
Özel Sektör Gönüllüler Derneği'nin üyesi oldukları,
Organize ettiği eğitimlerle; çalışanlarında da gönüllülük bilincinin artmasını amaçladıklarını ve projelerde aktif yer almalarını teşvik ettiklerini de biliyor olmak lazım bence...
Bir yandan yıkıcı ve üzücü bir durum söz konusu ama diğer yandan kuruluşun vakfımızın ilkeleri adına sevindirici duruşları da var. Keşke her benzin firması en az PO kadar hassas olabilse...
Tabii bu biraz ölümü gösterip hastalığa razı etmek gibi oldu ama ne yazık ki durum bu...
Bireysel bağışların üzerine gitmek şart...
Gelecektir elbet; tek bir hareketiyle bile ilkelerimize aykırı duran kurum/kuruluşlarla diyaloğumuzu sürdürmeme kararı alışımızın hiçbir proje ve etkinliğimizi aksatmayacağı günler... ;)
-

